Rotamız Agra

Rotamız Agra..

1.00 – 1.30 saat kadar sonra akşam üzeri gibi Agra’daydık. Hüseyin adlı Müslüman rehberimizle buluşup aşklara konu olmuş Tac Mahal’ e vardık.  İşte gene karşımda aşk kokan o görkemli yapı. O kadar çok şey var ki anlatılacak. Bir yerden başlıyım artık.

Tac Mahal,

Bir İngiliz Lordu olan Edward Lear “Dünyada insanlar ikiye ayrılır: Tac Mahal’i görenler ve görmeyenler” demiş. Gerçekten öyle güzel, her noktasında ayrı bir zarafeti bulduğunuz bir yapıt.

DünyanIMG-20190226-WA0029ın yeni 7 harikasından biri ve şüphesiz Hindistan denince ilk akla gelen yer.  “Hindistan’daki Müslüman sanatın mücevheri ve dünya mirasının evrensel baş yapıtlarından biri” olarak 1983’ten beri UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer  alan, aşkın en pahalı anlatıldığı bir yapıt. Uzaktan bakınca saray mı saray işte. Mimarisi güzel bir yer diyebilirsiniz. İçini gezerken ve yakından bakınca bir başka güzel burası. Işığı kıran, sabah ayrı, akşam ayrı, dolunay da ayrı bir renge bürünen mermerden yapılmış, içinde kullanılan yarı değerli taşlar Sri Lanka dan gelmiş fillerin üzerinde aylarca süren yolculuklarla. Neden yapılmış derseniz;

Şah Cihan’ın eşi Mümtaz Mahal (Mümtaz Mahal’e bu isim evlendikten sonra Şah Cihan tarafından verilmiş.IMG-20190226-WA0023 “Dünyanın kraliçesi” anlamına gelen Mümtaz Mahal ismi ile anılmaya başlamış. Asıl adı Ercümend Banu Begüm olarak geçer tarihi kaynaklarda.) Mümtaz ve şah Cihan’ın öyle bir aşkları varmış ki, Mümtaz Mahal’i seferlerinde bile yanında götürürmüş çünkü Mümtaz Mahal’e çok güvenirmiş, onu devlet işlerinde bile yetkili kılmış Şah Cihan. Gene bir seferinde, Mümtaz Mahal 14. çocuğuna hamileyken doğum sancıları başlar ve orada doğum yaparken enfeksiyon kapar. O zamanın şartları onu yaşatmaya elverişli değildir ve Mümtaz o seferden sağ dönemez. Deliye dönen Şah Cihan derin üzüntü içine girmiştir. Öleceğini anlayan Mümtaz, aşklarını anlatan ve kendisinin Şah Cihan’a öğrettiği ustalığı yansıtan bir yapı inşa etmesini ister. Şah Cihan bu isteği yerine getirmek için   dünya çapında bir yarışma açar, her yerden mimarlar tasarımlarını yollarlar. Yarışmayı Mimar Sinan’ın öğrencisi İsa Efendi kazanır. Yapının en kritik yerini yapması için İstanbul’dan yine Mimar Sinan’ın öğrencilerinden İsmail Efendi gelir. Yazılar için de İstanbullu Hattat Setter Efendi getirilmiş. Yapımı 20 bin işçi ile 22 yıl sürmüş ve 1652 yılında tamamlanabilmiş.

IMG-20190226-WA0024Binanın yanında duran minareler biraz dışarı meyilli olarak yapılmış, ola ki bir deprem olursa bina depremden zarar görmesin diye. Kapısını çevreleyen taçta Kuran-ı Kerimden ayet yazılı. Bu ayet aşağıdan yukarı bakarken net okunacak şekilde yapılmış. Normalde uzaklaştıkça harflerin küçülmesi gerekirken, siz tam kapının ortasında durduğunuzda ayeti net olarak görebiliyorsunuz. Muhteşem matematik burada da var. Agra forttaki odasından baktığında tam olarak bu binayı göreceği şekilde yapılmış.

Ganj’ın bir kolu olan Yamuna nehrinin hemen yanında olan bu yapının tam merkezinde Mümtaz’ın mezarı var. Binada her şey simetrik yapılsa da daha sonra Şah Cihan’ın isteği üzerine kendi mezarı buraya konulunca simetriyi bozan tek şey  o olmuş. Asıl mezarları binanın altında, binanın merkezinde ise sandukalar var. Bina da kullanılan yarı değerli taşlar, yakut, zümrüt, turkuaz, lapis, akik, sedef olduğu gibi bazı yerlerde ise pırlanta taşları olduğu söyleniyor. İçeri girerken büyük güvenlik önlemi var. Binaya galoşlarla girebiliyorsunuz. Fotoğraf  için sabah saatleri ışık açısından ve daha az kalabalık olma açısından en iyi zaman dilimi. Profesyonel fotoğrafçılar var. Genelde size klasik fotoğraf çekimi yapıyorlar. Tanesi 100 rupi. Bir fotoğrafçıya çektirmeniz daha iyi çünkü çok kalabalık.

İçeri giriş ücreti 1000 rupi. Bir çok şey yasak. Kapısına doğru giden uzun bir yansıma havuzu var. Sağında ve solunda simetrik duran iki konuk evi.

Tabi bu anlattıklarım özetti daha neler var anlatabilecek . Bir kez daha burada olmanın keyfini yaşadıktan sonra IMG-20190226-WA0018 bu kadar bilgiyi aldıktan sonra geçiyoruz otelimize. Retreat Otele yerleşip yemeğimizi yedikten sonra yorgunluğumuzu atmak için güzel bir masaj yaptırdık. Normalde bu cümleden sonra uyuduk demem lazımdı ama biz, otele yakın bir yerde kurulmuş iğne atsan yere düşmeyecek kadar kalabalık bir alana yani festival alanına gittik. Ne çok festival var. Gene bir festivaldeyiz anlayacağınız. Rengarenk Hindistan. Seviyorum seni. Her yer renkli cıvıl cıvıl. Bir sürü stantlar var hediyelik eşyalar, yemek yerleri, ahşap oymacılığı da iyi bu ülkede belli ki.

Gelelim günün olayına. Hem çok güldük hem de çok şaşırdık. Yolda bir iki yerde tezgahlarda büyük taze yaprakların içine bir şeyler koyduklarını gördük başladık seyretmeye. Sarma yaprağı gibi bir yaprağın içine kızılcık türü gibi bir meyve konuluyor. Etrafına bir başka malzeme ve en üste ise beyaz bir şey konuluyor veee bu malzeme yaprakla sarılıp kapatılıyor ve ateşe verilerek müşterinin ağzına tepiliyor. Yok yanlış okumadınız valla tepiyorlar ağzının içine . Tabi biz şok, nasıl olur alev topu yutmak ne biçim bir tattır yahu. Bize ‘’sizde tadın’’ deseler de bizim tepkimizi düşünün siz. Sonradan edindiğim bir bilgiye göre o yiyecekte sakinleştirici etki varmış. Çok eğlendik geç saatlere kadar dolaştık. Sonra otelimize yürüyüp odalarımıza geçtik.

26.2.2019 Salı Agra – Delhi

fbtmdn

fbtmdn

Ertesi sabah kahvaltımızın ardından oradaki gezi yerimiz olan Agra Kalesi’ne geçtik.

Agra Kalesi, Taj Mahal’i tam karşısında yer alıyor.  Agra, Babür İmparatorluğu’nun başkenti olduğundan dolayı, tüm Hindistan’daki en güzel Babür mimarisi yapılardan biri de buradaki Agra Kalesi.

Yamuna nehri kenarındaki masif, kırmızı kum taşı yapının inşası, 1565’te, İmparator Ekber döneminde başlamış. Daha sonra torunu Şah Cihan, Tac Mahal’den de anlayacağınız üzere, en sevdiği yapı malzemesi olan beyaz mermerden eklemeler yapıyor. Tac Mahal’in küçük bir kopyasını burada görüyorsunuz. Öyle bir matematik var ki uzak olan yapı uzaklaştıkça küçülmek yerine büyüyor, yaklaştıkça küçülüyor. Bir ilüzyon harikası.

Aslında kale, askeri niyetle yapılmış ama Şah Cihan onu gerçek bir kraliyet sarayına dönüştürmüş. Ne yazık ki 1658’de, kendi öz oğlu Evrengzib Mümtaz Mahal’in ölümünden sonra babasının girdiği durumdan dolayı  yönetime el koyduğunda, bu saray ona 8 yıl hapishane olmuş.

Şah Cihan’ın son 8 senesini geçirdiği kalenin, ölen eşinin mezarına bakan cephesinden, Tac Mahal’in çok güzel ve

dig

daha az fotoğraflanmış bir görüntüsünü çekebiliyorsunuz. Özellikle de gün doğumunda, güneşin ilk ışıklarının getirdiği pembelikte, sislerin ardından yükselen yapının güzelliği paha biçilemez. Agra’yı bahçesinde koşturan maymunları sincapları da gördüğümüze göre artık tekrar yola koyulabiliriz. Delhi’ye gidiyoruz sırada çok güzel yerler var.

Yaklaşık 3 – 4 saatlik yolculuğumuzdan sonra  Delhi’ye yaklaştığımızda şöförümüz bize hemen solumuzda duran bir yapı gösteriyor. Uzaktan bile görkemli duran bu yapının adı Aksardham Temple. Bir hindu manastırı. Qutub Mİnarı görmek yerine bu yapıyı görmeyi  tercih ettik ve rehberimizle buluşarak bu manastıra girdik. Muhteşem bir yer. Tabi ki içeride fotoğraf yasağı var. Kapısında bir fotoğraf çektirdik.

Burası, 8000 işçinin katılımıyla yapılmış 45 milyon dolara mal olmuş ve yapımı 5 sene de tamamlanmış olan şahane bir tapınak.  2005 yılında kapılarını ziyaretçilere açan bu manastır  hindu tapınağıdır ve içeride Vişnu, Krişna ve Lord Shiva’nın  altın heykelleri bulunmata. İçeriye girerken havalimanı gibi geniş güvenlik önlemleri var.  Mahara tarafından yapılmış. Binanın tam ortasında Maharaj’ın heykeli var. Bu yapıt sonradan yapıldığı için midir bilemiyorum ama genelde ziyaret listesinde yer almıyor. Siz rehberinize belirtin ve burayı görün ne demek istediğimi anlayacaksınız.

btfAkshardam manastırından çıkıp Mahatma Gandhi’nin evine doğru gidiyoruz. Yolda Delhi’nin merkezinde bulunan ve Yeni Delhi olarak adlandırılan bölgenin en ünlü sembollerinden olan Hint Kapısı, I. Dünya Savaşı ve Afgan savaşlarında ölen askerlerin anısına inşa edilmiş 42 metrelik bu anıtın önünden geçiyoruz. Bu anıtın üzerinde savaşta ölen askerlerin isimleri yazıyor. Zafer anıtı denilen  bu anıt Sir Edwing Lutyens tarafından inşa edilmiş. Bu anıtın çevresinden dolaşıp Parlamento binasını görüyoruz. Geldik Mahatma Gandi’nin son yıllarını yaşadığı eve. Evin bahçesinde bir huzur var. İçeride kullandığı eşyalar müze gibi sergilenmiş. Her gün ibadet etmek için gittiği yolda ayak izlerini yapmışlar. Küçük bir mabed var bahçesinde. Orada da maymunları görmek çok normal bir durum. İçeri girdiğinizde barışçıl bir hava esiyor gibi huzurla doluyorsunuz.

dav

Rehberimiz der ki, Gandi zamanında annesine söz vermiş ve et yememeyi seçmiş ve vejeteryan akımını başlatmış. Asıl ismi Mohandas Karamçand Gandi iken Yüce Ruh anlamına gelen Mahatma ünvanı verilmiş olan Gandi çocukluğundan itibaren şiddetsizlik felsefesini benimsemiş. Hintli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Gandi üniversiyeyi bitirmesinin ardından avukatlık için Londra’ya gitmiş. Çocukluğunda başlayan şiddetsizlik adına vejeteryanlığı seçen Gandi bu konuda bir akım başlatmış. Bu vejateryanlık akımı moda olmuş. Gandi ruhsal akımın içinde iken bir hindu destanı olan Bhagavat Gita’yı okumaya başlamış. Londra’dan sonra Afrika’ya giden Gandi haksızlıkları düzeltmek adına çok çaba harcamış. İnsanlara yapılan haksızlıkları düzeltmek için Satyagraha felsefesini geliştirmiş ve bunu Afrika hükümetine kabul ettirmiş. Sonrasında ülkesine dönen Gandi tam bir Hintli gibi giyinmeye başlayarak inandığı değerlerle yaşamaya devam etti. Pakistanlılar ve Hintliler arsında süregelen çaışmaların son bulamsı için ölüm orucuna girmiş ve sonra Müslüman ve Hindu öncülerin şiddeti durduracakları yönündeki telkinleriyle ölüm orucundan çıkış. Barışçıl tutumunu pasif bulan radikal bir Hindu tarafından ise, her gün gittiği ibadet köşesinde saldırıya uğrayarak öldürülmüş. İşin üzücü tarafı sen şiddetten uzak dur yaşamın boyunca biri sırf bu sebepten dolayı yaşama hakkını elinden alsın.

Gördüklerimizin hem güzelliği etkiledi bizi, hem de Delhi^nin pırıl pırıl şehr merkezi medeniyeti hatırlatınca bir güzel geldi. Tabi bu medeniyetin içinde sağınızda yüksek yüksek binalar görürken solunuzda üstü kartondan olan çadırda yaşayan insanları görmek burası Hindistan diye hatırlatıyor size. Yaşadığımız görsel şölenlerin ardından geliyoruz otelimiz Regent Villa’ya. 2 arkadaşımız için bu akşam son. Sabaha karşı 3 te araç gelip kendilerini alacak ve havalimanına götürecek. Biz de Rishikesh’e doğru yolculuk yapacağız.

Hep derim ki Hindistanda yaşasam yaşayacağım yer Rishikesh olur. Çünkü… haftaya size Rishikesh ve son durağımız olan Varanasi’yi anlatacağım. Şimdilik hoş kalın sevgiyle kalın mutlu kalın 🙂

Jaıpur ve Nepal yazım için üzerine tıklayınız.

 

Yeşim Güralp Yoga Eğitmeni – Nefes Terapisti – Hipnoterapist212121 (1)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir