Hindistan Turunda Son Günlerimiz

Hindistan Turunda son günlerimiz, son dönemeçteydik artık. Bir sürü anı biriktirdim bu güzel yerde.

Parmath Niketan Aşram’ında ki eğitimlerimiz bitmişti. Nasıl geçti zaman anlamadım. 11 gün geride kalmıştı.

12794444_10154101041560815_6211208838540378796_n08 Mart günü ise başka bir festival alanına gittik.  Uttarakhand da ki bu festival alanında bir kez daha Gurmukh ile kundalini yoga yapma şansına sahip olduk. Bu sefer ki çalışma da bir başka güzeldi. Mantralarla kendimizden geçtik. Yogayı bir kez daha içimize sindirdikten sonra öğlen yemeğimizi yiyip, küçük çarşısını dolaştık. Akşam üstü olmuştu. Çay molası verip Mert hocayla keyifli kahkahalı sohbetimizi yaptık. Akşam verilecek konser için sahne hazırlanıyordu. Ünlü parkisyon ustası Sivamani sahne alacaktı. Açıkçası kendisiyle ilgili bir fikrim yoktu. Ta ki sahne alana kadar. Müzik, özellikle ritmik müzik beni hep etkiler. Bir de böylesi bir ortamda tabiri caizse koptuk. Efsane bir sahnesi var diyebilirim. Düşünün ki gösteri bittikten yarım saat sonra inebildi sahneden. bir daha bir daha sahneye çağırıyordu insanlar. İzdaham gibi bir kalabalık vardı. Coştuk, eşlik ettik, dans ettik. Doya doya eğlendik kısacası. Saat gece yarısını gösteriyordu otelimize döndüğümüzde. Müzik ve danstan sarhoş olmuştuk adeta.

12 günü arkamızda bırakmıştık. Her gün  birbirinin aynı olmadan geçip gitti.

Başka bir gün Beatles asrama gittik. Dağın tepesine tırmandık, patika gibi tek aracın geçebildiği dar yollardan 12814730_10154106487980815_9085323816331527524_ngeçtik. Bir de şoförün hızlı kullanıp yüreğimizi ağzımıza getirecek manevraları olmasaydı iyiydi:) Ormanlık alandan geçerken fillerin seslerini duyduk ama göremedik. Rehberimiz yolumuza çıkarsa otobüs o yoldan geçemez dedi. Gene de görmek ve bir file dokunmak isterdim. Fil safari için zamanımız da kalmamıştı. Ne diyelim seneye inşallah 🙂

Mert hoca orada da semazen gösterisi yaptı. Seyirci yoktu sadece biz vardık. Biz bize Mevlana’ yı andık.

60 lı yıllarda Beatles grubu üyeleri bir gurunun aşramında meditasyon eğitimine katılmışlar. Bir rivayete göre de bir çok ünlü bestelerini burada yapmışlar. Hint spiritülliğinin batı dünyasına taşınmasında bu grubun öneminin     büyük olduğu düşünülür. Bu aşramın içinde küçük küçük inziva odaları var. 9 numara en ünlü olanı. John Lennon bu hücre odada kalmış. Çekiyoruz tabi hemen fotoğraflarımızı poz poz. 🙂 Duvarlar yazılarla, şarkı sözleriyle dolu. FB_IMG_1457877871705Duvarlarda bile enerji farklı orada. Doğası, ormanlık alanın içinde olması gerçekten insanı meditatif ruh haline sokuyordu.

Dönüşümüzde Ganj nehrine girme zevkini yaşadık. Zevk diyorum gerçekten çok keyifliydi. Buz gibi ve debisi çok yüksek olan bu nehre girmek yürek ister dedik ve girdik. 🙂 Girerken kalın zincirlere tutunarak giriliyor. Zincirden eliniz kaysa Hint okyanusunun sahilinde bulursunuz kendinizi. Ayakta durmak bile cok zor suyun içinde. Girerken, suyun soğukluğundan ötürü çığlık attık, bağırdık, güldük. Girmem diyen sonrasında da kendini nehrin serin sularında bulan arkadaşlarımız oldu. Ben her daim gönüllü olarak, Mert hoca kimler girecek dediğinde, ben diye atladım hemen. Ne cesaret :). İyi ki de girmişim. Suyunu içtim dediğimde; kızım ”anne ölülerin küllerini atıyorlar oraya neden girdin ve suyunu içtin?” dedi. Kimin umurunda 🙂 ne ölü tozu kalır o suda ne yosun ne başka bir şey.

Diğer bir gün, Mert Hoca ve  bizleri başka bir aşramdan davet ettiler.  Guru,  özel bir konuşma  yaptı bizim için. Guruların karşısında değişik bir ruh hali içine giriyorsunuz. Meditatif yani alfa seviyesine inilen bir ruh hali. Dinlerken gözleri kapanıyor insanın. Enerjileri o kadar yüksek ki. Sorular sorduk, cevaplarımızı aldık. Ben şunu anladım ki; Hindistan’a, Nepal’e, Tibet’e nereye gidersen git söylenenler aynı. Bu guru da şöyle toparlamıştı 1 saatlik konuşmasını.

Ne arıyorsan o sende. Tanrı da sensin, mutlulukta sensin, aşkta sensin. kendi içine dön, aradığını orada bulacaksın: sevgiyi içinde bulacaksın. Tanrıyı aramayı bırak tanrı sensin diyordu. Her bir hücrende Tanrı var senin. Her molekülünde her bir atom parçanda Tanrı var.

Akşamüstü bu aşramın seremonisine katıldık.

Diyorum ya bir birini tekrarlamayan dakikalar yaşadık. Her gün bambaşkaydı.

10392256_10154101042685815_8770248156009979974_nBir günümüzü mağara ziyaretne ayırdık. Mağaralar insanda ayrı bir etki yaratıyor. O mağarada ki meditatif ortam bende bir şeyleri değiştirmişti. O an, anki dışımdan bir kabuk sıyrıldı. Kafama bir el bastırdı, yarı uyur halde öylece kala kalmıştım orada. Çıkınca dedim ki bana bir şey oldu. Ne olduğunu sonradan anlayacaktım.

Ganj kenarında, Hintliler bayram alanı gibi toplanmışlardı. 4 ayrı versiyonda hare krişna mantrasını söylüyorlardı. yavaş başlayıp hızlanan bu mantrada bir Türk olarak halay nasıl çekilir onu gösterdik 🙂 Ben gene coşmuştum. Grup olarak çok eğlendik bir kez daha.

Bir günümüzü alışveriş ve çevreyi keşfetmeye ayırmıştık. Bunun için Laxman Jula’ya gittik. Gezdik, dolaştık. Ganga Beach Cafe de akşam yemeğimizi yedik. Ananda’ nın öğrencisi olan Ginesh ile nehir kenarında meditasyon yapıp, mumlar eşliğinde mantra söyleyip niyet mumlarımızı nehre bıraktık. Süper bir deneyimdi.

alışveriş deyince coşuyoruzHindistan’da alışveriş denilince aklıma Laxman Jula geliyor. Dükkanlar rengarenk giysilerle dolu. Doğal taş burada çok kıymetli. Herkesin boynunda rudrakşa denilen ; kutsal saydıkları ve negatif olan herşeyden koruduğuma inandıkları ağaç tohumlarından yapılmış kolyelerin satıldığı dükkanlar var. Her dükkanda çeşit çeşit rudrakşalar görüyorsunuz.

Dükkanın önünde yatan inekse oldukça değişik gelmişti bize. Bu ülke de her şey değişik zaten 🙂

‘Rudraksha’ ağacının meyvelerinin çekirdekleri saatlerce kaynatılsalar dahi renklerini, şekillerini ve özelliklerini kaybetmezler ve suya atılınca hemen batarlar. ‘Rudraksha’ Boncuğu). Hintliler bunlardan yapılan kolyelerin sağlık ve uğur getireceğine, ateistleri, alkolikleri ve günahkârları yola getireceğine inanırlar. İnanışa göre, bir diğer anlamı ‘gözyaşlarını silen olan ve titreşimleri elle hissedilen ‘rudraksha’ boncuklarının günah işlemeyi engelleyici bir gücü vardır. Hintli ‘yogi’ler, azizler ve ermişler binlerce yıldan beri 108 ‘rudrakşa’ boncuğundan oluşan kolyelerden takmaktadırlar, ancak ‘sattva’ frekanslarını mıknatıs gibi kendine çeken bu boncukları dini, dili, ırkı ve cinsiyeti ne olursa olsun herkes kullanabilir. Seyretmenin bile kişiye sevap kazandırdığına inanılan ve Ayurveda’ya göre elektromanyetik etkileri olan ‘rudraksha’ boncuklarının bedenle teması kalbi ve sinir sistemini olumlu bir şekilde etkiler, strese, yüksek tansiyona ve kalp çarpıntısına iyi gelir ve hatta yaşlanmayı geciktirir. Hindular ‘rudraksha’ boncuklarının insan bedenindeki ‘kundalini’yi (atıl durumda bekleyen enerjiyi) harekete geçirdiğine ve ‘pranayama’yı (nefes kontrolünü) kolaylaştırdığına inanırlar. Kutsal metinlerde zenginlik tanrıçası Lakshimi’nin de her zaman ‘rudraksha’ ağacının yakınlarında olduğu yazılıdır. Dolayısıyla bu ağacın insanlara zenginlik ve şans getirdiğine de inanılır. Hindular ayrıca bir ‘linga’ya sürtülen veya küle bulanan ‘rudraksha’ boncuklarının daha da kutsallık kazandığına inanırlar.

Kırmızı renkli ‘rudraksha’ boncuklarının üzerinde sarı çizgiler ve 1 ile 24 arasında değişen sayıda ‘mukhi’ler (yarıklar) bulunur. Yarık sayısı fazla olan boncukların daha etkili olduğuna inanılır. Hindular ‘rudraksha’ boncukları ile bu boncukları takan kişi arasında mistik bir bağ oluştuğuna inanırlar, o nedenle herkes kendi boncuklarına sahip çıkar ve onları başkalarıyla paylaşmaz. Tahta kurdundan etkilenmeyen ‘rudraksha’ların ömrünü uzatmak için arada bir ılık suyla ve sabunla yıkayarak yarıkların temiz kalmasını sağlamak ve daha sonra da sandal ağacı yağıyla veya zeytinyağıyla yağlamak gerekir.

Parmath niketan Aşram’da gelen gurulara; bu agaç fidesinin hediye olarak verilmesinin sebebi rudrakşaya gösterdikleri önemi anlatıyor.

Sih Tapınağından da eksik kalmadık. Ziyaret yerlerimizden biri de bu tapınak oldu. İçeri başınızı kapatıp giriyorsunuz. Girişte size bizde ki helvayı andıran bir tatlı ikram ediyorlar. Sessizce ortada duran mezar anıtın etrafında dönüp dualaraınızı edip çıkıyorsunuz buradan.

Sihlerdeki tanrı anlayışı, Hinduların çok tanrılı anlayışının aksine İslamdaki tanrının birliği inancına benziyor. Reenkarnasyon, karma gibi yönlerden ise Hunduizme benziyor. Her yerde bulunan tek tanrıya, peygamber gibi gördükleri 10 guru’ya, kutsal kitapları ‘Sahib’e inanmak inançları açısından farz. Gurmukh ta Sih dini mensubu.

Gideceğimiz yerlere ulaşım aracı olan  motorlu rikşalarla yapıyorduk yada köprüden  yürüyerek gidiyorduk Laxman Jula’ya. Köprüden yürürken bir arkadaşımız, köprünün çok sallanmasından ötürü kendisini kötü hissetmişti. Geçerken salavatla geçiyorsunuz üstünden 🙂 Köprünün korkuluklarına sıra sıra dizilmiş maymunlara iyice alışmıştık. İlk günlerde ki gibi çekinmiyorduk yanlarından geçerken.

10392256_10154101044930815_8376644129487014160_nÇarşı da gezerken, içeriden mantraların dışarıya taştığı bir yer dikkatimi çekmişti. Hiç bitmeyen, ara verilmeyen mantralar. Fasıl mekanımıza geldik diyordum önünden geçerken. 🙂 Gerçekten fasıl havası vardı içeride. Ve bir akşam içeriye girdik. İçeride değişik müzik aletleriyle hiç durmadan aynı mantrayı söylüyorlardı. Kulağa saçma gelse de içeri girdiğinizde, onlara eşlik ettiğinizde bambaşka bir ruh hali içine giriyorsunuz.

Hindistan’ da her anınızı meditatif bir halde geçirebilirsiniz. Ruhsallığın başka ve belki de üst  boyutunu yaşayabilirsiniz.

12 Mart..Geldik son günümüze….

20160312_110736Mert Hoca’nın bize bir jesti vardı. Ginesh ile kahkaha yogasına katılacaktık. Sabah 10.00 da Ginesh in Omshantiom adındaki merkezine gittik. Bizim grubun dışında da katılımcılar vardı kahkaha yogası için gelen. Adı üstünde bol kahkahalı geçen yoga seansından sonra Ginesh’in eşinin hazırladığı bizde kısırı andıran ikramlarını da yedik ve Laxman Jula’dan içimiz buruk olarak ayrılıp otelimize döndük.

Sabahtan hazırladığımız bavullarımızı alıp tekrar 10 saatlik yolculuğun adından Delhi’ye gittik. Uçağımıza binerken hem sevinç, hem de burukluk yaşadım. 15 gün gibi kısacık ama içinde yoğun ruhsallık barındıran bu gezi bana çok şey vermişti. Sevdiklerimi çok özlemiştim ve kavuşacağım için sevinçliydim. ama bir yanım orada kalmıştı. Bunu çok net hissettim.

Mert Hoca Hindistan için şöyle demişti. ”Siz onu severseniz o da sizi sever'” O beni sevdi mi bilemem ama ben Hindistan’ı sevdim.

Shiva tanrı, Hanuman’ı, Aşramları, Ganj nehrinin mistik havası, sıcak ve güler yüzlü insanları, derin derin bakan saduları, sevimli maymunları, dükkanların önünde yatan inekleri, derme çatma ulaşım araçları, mantraları, içtenlikle namaste deyişleri, yemekleri, rengarenk giyimleri, gecesi, gündüzü ayrı güzel Hindistan…. Bir kez daha beni en güzel şekilde ağırladığın için teşekkür ediyorum. Namaste.

Tac Mahal de Aşkla Gülümse ekibiBana bu duyguları yaşama fırsatı veren Mert Güler’e,  Zeynep’e, Seden’e, Handan’a, Burcu’ya, Tuba’ya, Sevda’ya, Nihan’a, Bilgesu’ya, yaptığı komik davranışlarıyla beni hep güldüren Özlem’e, fotoğraflarımızı büyük bir keyifle çeken sevgili Zeynep’e ve oda arkadaşım Melis’e  yaptıkları güzel arkadaşlıkları için teşekkür ediyorum. Hintli rehberimiz Dada’ ya da ayrıca teşekkürler:)

 

Kişisel gelişim Uzmanı * Yoga Eğitmeni * Nefes Terapisti

20160227_145013

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir